Aileyi, sadece nikâhla kurulan bir kurumdan öteye taşıyıp sevgi ve saygının yeşerdiği bir yuvaya dönüştürmek için değişim şart. Kendi gelişimimize odaklanarak, hem kendimizi hem de ailemizi daha iyi bir noktaya getirmek mümkün.
Bir şirket kurduk, adını koyduk, logosunu, hatta ürünlerini bile hazırladık diyelim. İşimiz burada biter mi? Kurduktan sonra “Bu şirketi nasıl geliştirebilir, daha iyi bir hâle getirebilir, kâr ettirebilirim?” diye düşünmemiz gerekmez mi? Zira düşünmez ve gayret göstermezsek günün sonunda gelir elde edemediği için yıkılabilir hayallerimiz. Aileyi de manevi bir şirket olarak düşünürsek; onu da sadece nikâh yoluyla oluşan ve soyadıyla anılan bir kurum olmaktan çıkarmak, içerisinde sevgi ve saygının yeşerdiği bir yuvaya dönüştürmek mümkün. Yeter ki biz aile kurmaktan ziyade aile olmaya odaklanabilelim. İmzamızı sadece evlenmek için nikâh defterine değil; aslında eşimiz, olacaksa çocuklarımız, ama en önemlisi kendimiz için değişip dönüşmeye atalım.
Sen Değiş Ki Ailen De Değişsin!
Yaratılış itibariyle olumlu yönde gelişim ve değişimi istemek üzere programlanmış varlıklarız. Kulluk mantalitemiz de tamamen insanın kendinden daha üst modelini çıkarması üzerine kurulu. Bu anlayışa göre “evli biz”in, “bekâr biz”den daha iyi bir versiyon olması gerek. Akıllı telefonunu bile üst modeliyle değiştirmek için mağaza önlerinde sıra bekleyen insan, neden kendinden daha kâmil bir âdem çıkarmak istemesin ki? Kendimizden daha iyi bir “ben” çıkarmanın yuva içindeki formülü çok basit aslında: Sen değiş ki ailen değişsin! Genelde insanlar karşısındakine yani değiştiremeyeceğine odaklanır. Ancak bakışı kendine çevirmeyle başlıyor her şey.
Aile uzmanı ve eğitmen Stephen R. Covey, “Başarılı Ailelerin Yedi Özelliği” başlığı altında bu dönüşümün basamaklarını ve süreç esnasında dikkat edilmesi gerekenleri tek tek anlatıyor. Covey’e göre bu yedi özelliği eş ve ebeveyn ilişkisine yerleştirebilmiş kişiler, ailedeki en büyük başarıyı yani huzuru yakalayabiliyor. Gelin, bu yazması ve söylemesi kolay, uygulaması ise nispeten zor ama mümkün maddelere yakından göz atalım.
Figüranlıktan Başrole Geçiş Mümkün
Mutlu ailelerde kişiler, ilişkinin öznesidir. Özne olmak, sorumluluk almak demektir. Yaşananlardan sadece etkilenmeyi değil, onu bizzat gerçekleştiren olmayı seçmektir. Bu tarz insanlar, kurdukları cümlelerde etken fiiller kullanır.
Olumlu olumsuz ayırmadan sorumluluk alır, edilgenliği tercih etmezler. Gerektiği zaman fikirlerini ortaya koyabilir ve onların arkasında durabilirler. Kendi hayatlarının başrolünde olduklarının her zaman farkındadırlar. Başkasına göre reaksiyon göstermeyi değil, aksiyon almayı önemserler.
Gerçekten Onun Yüzünden Mi?
Tercihlerimiz, hayatta ne kadar etken olduğumuzu gösterir. İkili ilişkilerimizde “Senin yüzünden…” ile başlayan cümleleri sık kuruyorsak bu, kendi irademizi küçümsemek anlamına gelir. Böyle yaparak davranışlarımızın bir başkası tarafından yönetilebilir olduğunu kabul etmiş, seçme hakkımızı reddetmiş oluruz. Hâlbuki bu hak, bizzat Allah tarafından hepimize verilmiş bir özgürlük ve güç. Yaptığımız her seçim, hayat döngüsünde nereye gideceğimizi belirleyen yer işaretleri âdeta. Tabii vicdan süzgecini doğru kullanmak, gerekli tedbirleri alarak yola devam etmek bu noktada çok önemli.
Duygusal Termitler Umudu Yer
Ahşabı içten kemirip yiyen termitler gibi bizim de duygusal olarak yanlış davranışlarımız, birbirimizi olumsuz yönlendirmelerimiz; kimliğimizi, aramızdaki bağı ve umudumuzu ne yazık ki zedeliyor. Zamanla “Artık bizden bir şey olmaz!” diyebiliyoruz. Eğer huzurlu bir aileye sahip olmayı seçtiysek bunun kendi kendine ya da karşımızdakilerin gayretiyle olmayacağını bilmemiz gerekiyor. Bunu biz yapmak zorundayız.
İşe, hataları kabul etmekle başlamalıyız. Günahını kabul etmeyenin tövbesinin ve dolayısıyla affının mümkün olmaması gibi, insanın da hatalarından kaçması onu ancak daha kusurlu hâle getiriyor. Kabul, olumlu anlamdaki değişim sürecini hızlandıran en önemli faktör. Eşlerin sürekli birbirini suçladığı, kimsenin davranışlarının sorumluluğunu almadığı bir evde yetişen çocuklar, büyüdüklerinde hem kullukta hem de insan ilişkilerinde sorun yaşayabiliyorlar.
Ailenin de Misyonu mu Olurmuş!
Yazının başında aileyi manevi bir şirkete benzetmiştik. İşte her şirketin olduğu gibi aile şirketimizin de bir misyonu olmalı. Kendi doğrularını, yanlışlarını fark etmemiş, 5-10-15 yıl sonra nerede olacağını hedeflememiş, ortak dili olmayan bir aile, rotasız yola çıkan uçak gibi benzini bitene kadar havada tur atıp durur ancak. Bir yere varamaz. Elbette her zaman isteklerimiz uymayabilir, tam ortada buluşamayabiliriz. Önemli olan, ortak hedefi hep beraber belirleyebilmek ve herkesin talebinin gerektiğinde gerçekleşebileceği adaletli bir ortam oluşturabilmek.,
Farklı enstrümanları kullanan fertler, virtüöz dahi olsalar aynı notaları çalmıyorlarsa anlamlı bir müzik icra edemezler. O yüzden ailenin birlikte bir kimlik inşa etmesi çok mühim. Ortak kültürün ve misyonun oluşabilmesi içinse ailenin bir araya gelmesi şart. Fakat maalesef bugün hepimiz hayat gailesiyle çok meşgulüz. Sürekli bir koşuşturma içindeyiz, sanki dünyadaki her şeyi biz düzeltecekmişiz gibi. Yahut küçük dünyalarımızı akıllı saydığımız telefonların içine hapsediyoruz. Yakınlarını koruyamayan birinin, daha büyük sorunlara çözüm bulabileceği ironisi ise oldukça ilginç. Hoş, ailemizle güçlü bağlar kurmamız dünyayı kurtarmamıza mâni değil zaten. Ancak işe dış dünyayla başlayanlar ne yazık ki ailelerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Mutlu aileler, sorumluluk alıp hayatlarının öznesi olmayı seçerler. Edilgenlik yerine aksiyon alır, hataları kabul ederek değişimi hızlandırırlar.
Aile Zamanı
Aile misyonu, bütün aile fertlerini bağlayacağı için ortak yapılması gereken bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin maddelerini, çocukların da katılacağı ortak zamanlarda belirlemeliyiz. Bu zamanı nasıl ve ne şekilde geçireceğimiz ailemizin özel durumuna ve karakteristik özelliklerine göre değişiklik arz edebilir. Kimi aileler masa başında toplanıp daha kurallı toplantılar yapmayı tercih ederken kimileri yolculuk esnasında sohbet kıvamında aynı kaliteyi yakalayabilir. Önemli olan, motivasyonumuz ve günün sonunda elde ettiğimiz neticenin birbirini tutması. Misyonun doğru şekilde oluşabilmesi ve tüm üyeler tarafından kabul edilebilmesi için belli noktalara dikkat etmekte fayda var:
Herkesin kendini rahat hissedebileceği, vakit darlığı çekilmeyen bir ortam ve zaman ayarlanmalı.
Ailenin bütün bireyleri söz sahibi olmalı.
Kısa ve net ifadeler kullanılmalı, uzun ve sıkıcı konuşmalardan kaçınılmalı.
Aileye ait her mesele küçük büyük demeden konuşulabilmeli.
Kararlar, ihtiyaçlara göre yenilenebilmeli.
Konuşulanlar unutulmasın diye not edilmeli.
Ortak alınan kararlar aile misyon bildirgesinde özet olarak yazılmalı.
Bildirge düzeltmeye açık olmalı ve istenirse uygun bir yere asılmalı.
Bu birliktelikler, belirli zaman aralığında sürekli yapılmalı, alışkanlık hâline getirilmeli.
Peki, aile zamanı sadece problemlerin konuşulduğu, kararların alındığı ciddi bir toplantıdan mı ibaret olmalı? Tabii ki hayır! Sevgi ve saygı ile harmanlanan sohbet ortamlarımız da aile zamanına dahildir. Yuvada bu muhabbetler en çok sofrada başlar, çay saatinde de demiyle devam eder. Aynı masa etrafında günün yorgunluğunu atmaya, neşeyi ve kederi paylaşmaya, dünyaya dair merak edilenleri sorgulamaya vesile bu muhabbetler olmadıktan sonra sadece aile toplantılarıyla samimi birliktelikler elde etmemiz pek mümkün görünmüyor.
Ailem Kaçıncı Sırada?
Aileyi kurduk, misyonu oluşturduk. Sıra geldi bu misyona hizmet eden eylemleri, kendi iş-güç ve isteklerimizle dengelemeye. Bu dengeyi sağlayan en önemli unsur, öncelikler listemizi belirlemek. Kendimize yöneltmemiz gereken doğru soru şu: “Ailem bu listenin neresinde yer alıyor?”
Covey, bu konuyu kendi tecrübesini paylaşarak anlatıyor kitabında. Asistanından, yıllık planını hazırlarken öncelikle aileye dair özel günleri, tatilleri, maçları, doktor işlerini takvime yerleştirmesini rica ediyor. Geri kalan boşluklara ise danışan randevularını yerleştiriyor. Peki biz Covey gibi mi yapıyoruz yoksa kıymetlilerimizle vakit geçirmek için başka işlerden fırsat kalmasını mı bekliyoruz? Aileyi ön sıraya yerleştirmek, onlardan başka bir işle meşgul olmamak değil elbette. Amacımız, bu sıralamada birbirimize verdiğimiz değeri ve önemi hissettirebilmek.
Öncelikler listesini doğru belirleyebilmek, biraz da kendimizi ve değer yargılarımızı tanımaktan geçiyor. Amerikan eski başkanı Eisenhower’ın bir sözü var: “Önemli olan nadiren acildir, acil olansa nadiren önemlidir.” O zaman işe, neyin önemli neyin acil olduğunu ayırt etmekle başlamak gerek. Hayatımızdaki her şeyi “acil-önemli”, “acil değil-önemli”, “acil-önemli değil”, “acil değil-önemli değil” sıralamasıyla listelediğimizi düşünün. Neyi, hangi sırayla yapacağımızı, nelere evet nelere hayır diyeceğimizi, hangi şeylerin gerçek sorumluluklarımız, hangilerinin üstümüze zorla yapışan şeyler olduğunu ayırt edebileceğiz. Yangında ilk kurtarılacaklar listesi gibi bu sıralama sayesinde kendi protokolümüzü oluşturabileceğiz.
Herkes Aynı Anda Kazanıyor
Aile olarak hepimiz aynı takımın oyuncusuyuz. Galatasaray-Fenerbahçe derbisi gibi gergin bir karşılaşma yok bizim evimizde. Dolayısıyla çocuklarımız da acaba Galatasaray’ı mı yoksa Fenerbahçe’yi mi seçsek diye tartışmıyor. Peki, sahiden böyle mi? Bana baktığında eşimi, eşime baktığında kısmen de olsa beni görebiliyor mu çocuğum? Yoksa kim gol atacak ya da en azından averaj farkından şampiyon olacak, onu mu hesaplıyor? Hâlbuki hep beraber kazanamadığımız bir yuvada hepimiz kaybetmişiz demektir.
İlişkilerde hedefimiz her zaman “kazan-kazan” formu olmalı. Bunun için de takım çalışması şart. Evliliği duygusal bir yarış olarak görmediğimiz sürece bir şekilde herkesin mutlu ve huzurlu olması mümkün. İksir, “bizlik” prensibinde. Bunu kimyasal bir formülle açıklayalım. Nasıl hidrojen ve oksijen birleştiğinde kendi özlerinden bambaşka bir madde oluşturuyorsa, ilişki kimyasında da iki farklı birey yeni bir organizmayı oluşturur. Bu yeni organizma, iki eşten izler taşır elbette ama aynen su örneğinde olduğu gibi ne tam hidrojendir ne de tam oksijen. Duygu bankasında ortak hesabımızın olduğu bilincinde ilişkiye yatırım yapan her aile kazanır olabildiğince.
Anlaşılmak mı Anlamak mı?
Her insanın ortak bir dileği var bu dünyada: Anlaşılmak! Zaten sosyal ilişkiler kurmamızın, hatta evlenmemizin bile ana motivasyonu bu isteğe dayanıyor. Yoksa dağın başında tek başımıza da mutlu mesut yaşar, sosyal bir varlık olmazdık. Fakat bunun için önce karşımızdakini anlamamız gerekiyor.
Bir Neşet Ertaş türküsünde, “Kalpten kalbe bir yol vardır.” diyor ya, işte o görünmez yolda iletişimin sağlanması için birbirimizi sadece kulaklarımızla işitmeye değil, aklımızla ve kalbimizle de duymaya ihtiyacımız var. Bu, hâkim, savcı, avukat ya da jüri üyesi olmadan iletişim kurmak demek. Yani anlaşılmak ve anlamak zaman, sabır, odaklanma, duyarlılık, empati, saygı ve şefkat istiyor. Birbirini anlamayan insanların yaşadığı çatıya da yuva denmiyor.
Aileyi önceliğe alarak, kendi hayat dengemizi oluşturmak zorundayız. Aile içi ilişkilerde kazan-kazan felsefesi, takım çalışması ve sinerji oluşturmak esastır. Başarı, bireylerin birbirini anlaması ve sorumluluk almasıyla gelir. Aile olmak emek, sabır ve sürekli bir çaba gerektirir.
Aile Matematiği Farklı Çalışıyor
Sıra geldi bu güzel aile takımının sahada oyununu sergilemesine. Bu oyunun başarı sırrı sinerji oluşturmasında. Yoksa takım hâlinde sahaya çıksak da verimimiz düşebilir. Ya da iyi oynasak da gol atamadığımız için bazen maçı kaybedebiliriz. Nasıl mı?
Eşler arasında gerçekleşen çatışmada, hesap genelde “1+1= Yarım” yapıyor. Çünkü tartışma esnasında illaki birbirimizden bir şey eksiltiyor ve bir türlü ikiye tamamlanamıyoruz. Anlaşma durumunda ise en az birimizin isteğinden taviz verdiğimiz için “1+1= 1,5” olabiliyor. Takım çalışmasında toplam biraz daha artıyor ve nihayet ikiyi elde edebiliyoruz. Ama sinerjide eşitlik üçe kadar yükseliyor.
“1+1 nasıl 3 yapar?” dediğinizi duyar gibiyim. İşte o ekstra 1 de ortak hesaba yatırımın kâr payı. Buna ilişkinin bereketi de diyebiliriz. Çünkü sinerjiyi sağlamak isteyen çiftler, gurur yerine tevazuyu seçer. Ortak güçlü yanlarını çoğaltıp bireysel zayıflıklarını aile içinde yok ederler. Hatta çocuklarının da zaman zaman liderlik etmesine izin verip onların da aile değerine katkı sağlamalarının önünü açarlar.
Kendimizi de Unutmayalım
Makalenin başından beri saydıklarımız elbette emek, sabır ve güç isteyen şeyler. Aile olmak, onu kurmaktan çok daha zor. İnsan tüm bunlardan yorulduğunda yine özüne dönme ihtiyacı hissediyor. Kendi maneviyatına ulaşıp motive olmak istiyor. Zira önce güç toplaması sonra da bu anlamlı mücadelesine kaldığı yerden devam etmesi gerekiyor. Bunun için de nasıl aile zamanlarımız varsa ve önemliyse kendimize ait özel zamanlarımızın da olması şart. Ara ara kendimize 2-3 saatlik alanlar tanıyabiliriz. Eşler arasında zaman zaman oyuncu değişikliğine gidip ev içi sorumluklarda paylaşım yaparak birbirimizi dinlendirebiliriz. Bunun dışında ailecek de rutinden uzaklaşmaya, tebdilimekâna ihtiyaç duymamız çok doğal. Birlikte çıkılan tatiller, uzun yolculuklar ve biriktirilen hatıralar, eşler ve çocuklar arasında bağları kuvvetlendiren tutkal etkisi görüyor.
Yolda Kalmaya da Var mısınız?
Aile olmak tek seferlik bir eylem değil. İmzayı atınca iş bitmiyor, tam tersine başlıyor ve ölene kadar da -Allah’ın izniyle- devam ediyor. Evet bu yolculuk kolay değil, ama pes etmek yazmıyor bizim kitabımızda. O zaman tekerimiz patlarsa değiştireceğiz. Arabamızın motorunda sıkıntı olursa tamir edeceğiz, benzinimiz biterse dolduracağız; ama aile olarak kalmak istediğimiz müddetçe o arabayı yoldan çekmeyeceğiz. Bir anda mucizevi çözümler beklemeyeceğiz. İşe kendimizden başlayacak ve örnek olacağız. Başka ailelere imrenmek yerine kendi aile hikâyemizi yazacağız.
Ailem Kaçıncı Sırada?
Aileyi kurduk, misyonu oluşturduk. Sıra geldi bu misyona hizmet eden eylemleri, kendi iş-güç ve isteklerimizle dengelemeye. Bu dengeyi sağlayan en önemli unsur, öncelikler listemizi belirlemek. Kendimize yöneltmemiz gereken doğru soru şu: “Ailem bu listenin neresinde yer alıyor?”
Covey, bu konuyu kendi tecrübesini paylaşarak anlatıyor kitabında. Asistanından, yıllık planını hazırlarken öncelikle aileye dair özel günleri, tatilleri, maçları, doktor işlerini takvime yerleştirmesini rica ediyor. Geri kalan boşluklara ise danışan randevularını yerleştiriyor. Peki biz Covey gibi mi yapıyoruz yoksa kıymetlilerimizle vakit geçirmek için başka işlerden fırsat kalmasını mı bekliyoruz? Aileyi ön sıraya yerleştirmek,
1. Değişime Kendimizden Başlamak
İnsan eliyle ortaya konan teknolojik ürünler bile geliştirilebilirken onları üreten insanın yedisinde neyse yetmişinde o olması yaman bir çelişki değil mi? Kemalât için, hep daha iyi olma yolunda bir yolcuyuz hepimiz ve aslında değiştirebileceğimiz tek şey kendimiziz.
2. İlişkide Sorumluluk Almak ve Önderlik Etmek
Koca şirketleri, okulları yöneten, iş tanımındaki sorumlulukları rahatlıkla taşıyabilen insan; aile idaresine gelince o kadar başarılı olamayabiliyor. Davranışlarının bedelinin farkında olan bireyler hem dikkatli hareket ediyor hem de olası hataları kolayca telafi edebiliyor.
3. Davranıştan Önce Anlayışı Değiştirmek
Değişime davranışlardan başlamak, dünkü yemeğin üzerine başka bir şey ekleyip sofraya geri getirmek gibidir. Değişimin bizde içsel bir hâle gelebilmesi için bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Bakış açımızı değiştirmek için de ona yol açan duyguları fark etmemiz lazım.
4. Aile Üyelerinin Güçlü Yönlerine Odaklanmayı Seçmek
Bilinçaltımız negatif dosyaları daha önde tutan bir mekanizmadır. Çünkü onun birinci görevi insanı korumaktır, mutlu etmek değil. Bu sebeple ailemizin de önce eksik taraflarını hatırlarız çoğu zaman. Fakat nasıl kimse yetersiz hissederek yeterli hâle gelmiyorsa eksikliklere odaklanılan bir aileden de tamamlanması beklenemez.
5. Aileyi de Bireysel Değişimimize Ortak Etmek
Biz değişmeye başladıkça aile denklemimiz de ister istemez farklı bir değer kazanacak. Nasıl iki rengin karışımında bir renk değişince karışımın en azından tonu değişirse, tek bir kişi bile sebat ederse koca bir ailenin güzel bir yönde başkalaşmasına sebep olabilir.
6. Sabırlı ve Gerçekçi Olmak, Anlık Değişim Beklememek
“Bu kadar okuyoruz, yardım alıyoruz ama niye hâlâ aynı şeyleri tekrarlıyoruz, aynı kısır döngünün içerisinde debelenip duruyoruz?” diye düşünebiliriz. İnsan olduğumuzu unutmadan, sabırlı ve gerçekçi olacağız. Çünkü kişisel gelişim gibi ailesel ve ilişkisel gelişim de çok sabır ve emek isteyen, zaman zaman da olduğumuz yerde sayıyormuşuz gibi hissettiren bir süreç.
7. Rodeo Atını Bile Sürebilmek
Herkes midilli atlarını kolayca sürebilir. Marifet rodeo atını sürebilmekte! Tabii ki zorluklar olacaktır. Hatta at bizi bazen üstünden bile atmak isteyebilir. Ama sabredersek en azından “Ben gayret ettim ve elimden geleni yaptım.” kısmını tamamlamış olacağız.
Kişisel değişim, aileye de yansır. Sorumluluk alarak önderlik eden bireyler, aile içinde güçlü yönlere odaklanıp pozitif dönüşümler başlatabilir. Değişim aniden değil, sabır ve gerçekçilikle adım adım gerçekleşir.
Starting a Family or Becoming One?
To transform the family from merely a legal institution established through marriage into a loving and respectful home, change is essential. By focusing on our own development, it’s possible to elevate not only ourselves but also our families.
Imagine we started a company: we gave it a name, designed its logo, even prepared its products. Is that the end of the job? Of course not. We would need to think: “How can I grow this company, improve it, and make it profitable?” Without effort and intention, our dreams might collapse due to a lack of income. If we consider the family as a spiritual company, it too must evolve beyond being just a legal institution bound by a surname. We can turn it into a home where love and respect flourish, as long as we focus not just on forming a family, but on becoming one.
We should not just sign the marriage certificate to get married—but metaphorically sign up to change and transform, for our spouse, potential children, and most importantly, for ourselves.
Change Yourself to Change Your Family
By nature, we are programmed to want positive growth and change. Our purpose in life is to continually strive toward a better version of ourselves. In this sense, the “married version” of us should be a more evolved version than the “single us.” Just as people wait in long lines to upgrade to the latest phone, why wouldn’t someone want to upgrade their own character?
The formula for becoming a better “me” within the home is simple:
Change yourself, and your family will change with you.
People tend to focus on changing others—which is rarely possible. Everything begins when you turn your gaze inward.
From Background Actor to Lead Role
In happy families, everyone is the subject of the relationship, not just a passive participant. Being the subject means taking responsibility. It means choosing not just to be affected, but to be the one who acts. Such people use active verbs in their speech. They take responsibility—good or bad—and don’t prefer passivity. They speak up when necessary and stand behind their words. They know they’re the lead role in their own lives.
Is It Really Their Fault?
Our choices show how active we are in life. If we often begin sentences in relationships with “Because of you…,” we’re diminishing our own willpower. It’s as if we’re saying our behavior is controlled by someone else, rejecting our right to choose—a power given to us directly by God.
Every choice we make becomes a signpost in life, showing where we’re headed. It’s essential to act with conscience and take precautions.
Emotional Termites Destroy Hope
Just like termites silently eat away at wood, emotional missteps, toxic habits, and constant negativity can gnaw away at our identity, our relationships, and our hope. We may end up saying, “There’s no hope for us anymore.”
If we want a peaceful family life, we must realize it won’t happen on its own or just by our partner’s efforts. We have to take the initiative.
The first step is to admit our mistakes. Just as there’s no forgiveness without repentance, there’s no change without acknowledging faults. In homes where spouses constantly blame each other, children may grow up with struggles in faith and human relationships.
Can Families Have a Mission?
Earlier, we compared the family to a spiritual company. Like any company, it needs a mission. A family without clear values, goals, or shared language is like a plane flying in circles until it runs out of fuel—without ever landing anywhere.
It’s natural that not everyone’s wishes will align perfectly. The key is to agree on a shared goal, and to create a fair environment where everyone’s needs are acknowledged.
Even if family members are highly skilled as individuals, if they’re not “playing the same notes,” they won’t produce harmonious music. Hence, it’s critical to build a family identity together.
But today, we’re so busy with life’s demands, acting like we’re responsible for saving the world. Or we trap ourselves inside tiny digital bubbles. But ironically, someone who can’t protect their close relationships has little chance of solving bigger problems.
Strong family ties won’t stop us from changing the world—but those who begin with the world may risk losing their families in the process.
Family Time Matters
Since the family mission should unite all members, it must be formed collectively. This involves quality family time, where everyone—including children—can contribute.
This time can take many forms depending on the family’s personality. Some may prefer formal discussions at the dinner table, others might connect while traveling. The goal is that our intentions match our outcomes.
For the mission to be effective and accepted, here are a few tips:
- Choose a time and place where everyone feels relaxed.
- Make sure everyone has a voice.
- Keep discussions brief and to the point.
- Talk about all family matters—nothing is too small.
- Allow decisions to be updated as needed.
- Write down key points so they’re not forgotten.
- Summarize your mission in a short family statement.
- Display it somewhere visible, if you like.
- Make this a regular practice—create a habit of connection.
Family time isn’t just about discussing problems and making decisions. Warm, respectful conversations are also part of it. Most often, these talks start at the dinner table or over tea. Without them, serious family meetings alone won’t create true intimacy.
Where Does My Family Rank?
We’ve established the family, and even created a mission. Now comes the real challenge: balancing that mission with work, responsibilities, and personal goals.
Ask yourself: “Where does my family rank on my priority list?”
Stephen R. Covey illustrates this with a personal story. While making his yearly schedule, he first adds important family events—vacations, games, doctor visits—to his calendar, before adding client meetings.
Do we do the same? Or do we wait for leftover time to spend with our loved ones?
Prioritizing family doesn’t mean abandoning everything else. It’s about showing how much we value them through our actions.
President Eisenhower once said:
“What is important is seldom urgent, and what is urgent is seldom important.”
So we need to distinguish what’s important vs. urgent, and plan accordingly—like creating your own “rescue list” for life.
In Families, Everyone Wins Together
Families are not a competitive sports match. It’s not Galatasaray vs. Fenerbahçe. It’s not about who wins or scores more points.
If your child looks at you and doesn’t see unity with your spouse—if they’re calculating “who’s winning” in your relationship—then you’ve already lost as a family.
Family relationships must follow a win-win philosophy. This requires teamwork.
Marriage is not an emotional competition. It’s a partnership where both can be happy. Like hydrogen and oxygen, who together form a completely new element—water—a couple forms a unique new being that is neither just him nor her, but something together.
To Understand, Not Just Be Understood
Everyone wants to be understood. It’s the core reason we build relationships and get married.
Neşet Ertaş once sang: “There’s a road from heart to heart.”
To walk this road, we must not only hear with our ears, but listen with our minds and hearts.
Understanding each other doesn’t come from judging or correcting—it requires time, patience, focus, empathy, respect, and compassion.
Without mutual understanding, a house is just a shelter—not a home.
Family Math Works Differently
Even with all these great strategies, the secret to a successful family is synergy.
Let’s say during conflict, the equation becomes:
1 + 1 = 0.5 — because we diminish each other.
If we make peace, it might become:
1 + 1 = 1.5 — one side gives more, the other less.
With teamwork, it becomes:
1 + 1 = 2
But with true synergy:
1 + 1 = 3
Where does the extra 1 come from? That’s the interest earned on the investment made into the relationship. It’s the blessing of love and effort.
Couples who choose humility over ego, who build on their strengths and overlook each other’s weaknesses, even let their children lead at times, helping them contribute to the family’s values.
Don’t Forget Yourself
Everything we’ve discussed takes effort, patience, and strength. Being a family is much harder than just starting one.
When we’re tired, we need to return to ourselves—find spiritual motivation. That’s why just as we need family time, we also need personal time.
Give yourself 2-3 hours occasionally. Share responsibilities with your spouse to rest. Take breaks from routine. Travel together, make memories. These become the glue that strengthens family bonds.
Ready to Stay on the Road?
Becoming a family is not a one-time act. The journey starts after the signature—and, with God’s help, continues until death.
It won’t be easy. But giving up is not in our playbook.
If the tire bursts, we’ll replace it. If the engine fails, we’ll fix it. If the fuel runs out, we’ll refill. As long as we want to remain a family, we won’t abandon the car.
We won’t wait for miracles—we’ll start with ourselves. Instead of envying other families, we’ll write our own family story.
