Bireysel
Duygusal Koçluk
Tüm insan karmaşası, zihin ile kalp arasındaki çatışmadan kaynaklanır.
Düşünceler ve duygular uyum içinde olmadığında — birlikte hareket etmediklerinde — kişi bocalar.
Bazen mantığını dinler, bazen kalbini takip eder. İdeal olan ise, zihin ve kalbin birleşiminden yeni ve uyumlu bir bütünün ortaya çıkmasıdır.
Elbette bu, “Şu anda ne hissediyorum?” sorusuna cevap vermeyi gerektirir.
Çoğu insan bu soruya düşüncelerini ifade ederek veya eylemlerini anlatarak yanıt verir.
Bazen o duyguyu bulmak, artezyen kuyusu kazmak kadar derin bir çaba gerektirir.
Yıllarca bastırılmış ve birikmiş duygular, kişiyi olumsuz duyguların kuyusuna sürüklemiştir.
Bugün, su gibi hissetmek ve iyi hissetmek isteyen herkesin, o kuyudaki duygularını yüzeye çıkarması gerekir.
İşte tam bu noktada duygusal koçluk devreye girer.
Kişinin önce yaşadıklarına dışarıdan bakmasına ve aslında kendisine ne olduğunu fark etmesine yardımcı olur.
Bu farkındalığın itici gücü duygulardır.
Bu süreçte, “olan”dan çok “hissedilen”e odaklanılır ve kişi kendisini daha derin bir şekilde anlamaya başlar.
Seçimlerini inceler, motivasyonlarını fark eder.
Kendinin daha iyi bir versiyonu olma yolculuğunda, bugünkü sorunlarının köklerinin geçmişte gizli olduğunu fark eder.
Çünkü geçmişi onarmak, geleceğin güzelliğini mümkün kılar.
Duygusal koç, bazen azgın bir nehir gibi taşma potansiyeline sahip olan bu duyguların, kişiyi devirmesini engellemeye çalışır.
Kişinin içinde gizlenmiş olan gerçek benliğiyle buluşmasına tanıklık eder.
